|
Bir düşünün; ne kadar çok lezzetli, şahane görünen, ağız sulandıran enfes yiyecek var. Tek tek her biri herkese farklı çekicilikte ve iştah açıcı gelen; nefis peynirler, ev/el yapımı çikolatalar, taze makarnalar, taze salatalar, meyveler, sebzeler, etler vs. Daha neler neler...
Bir haftada yiyebileceğimiz tüm bu güzel şeyleri bir seferde aldığımızı ve buzdolabımıza koyduğumuzu düşünün. Ne hissederdik? Muhtemelen; "Ooofff tıka basa dolmuş dolap, hiçbir şey için yer yok. Karışıklıktan arkada kalanlar bozulmuş, kokmuş. Daha büyük bir buzdolabı mı alsam acaba?"
Kesinlikle hayır!
Ne kadar büyüğünü alırsanız alın, sonuç yine aynı olur, çünkü mesele buzdolabının boyutunda değil.
İlk önce bu sorunu halledecek tek çözümün, "buzdolabını boşaltıp, temizlemek" olduğunu kabul edin. Ondan sonra da yalnızca her gün düzenli kullanılan, gerekli yiyecekleri buzdolabınıza koyma alışkanlığı edinin. Bir ay içinde kullanmadığınız her şeyi de fırlatıp atın. Öylece aylarca küflenmeyi bekleyen turşu, reçel, marmelat, meze, ıvır zıvır kutularınızdan, kavanozlarınızdan kurtulun. Onlar aslında artık yiyecek değil, çöp sizin için. Ve ne yazık ki o çöpleri doldurmak için de neredeyse insanlıktan çıkarak çalışıyor, para harcıyorsunuz.
Aslında hayat da, buzdolabı da benzer ilkeleri benimser...
Şuursuzca, ne kadar mükemmel, değişik, gerekli, güzel diye aldığımız, yaşamımıza soktuğumuz bir sürü şey aslında bize yük ve çöptür. Bırakın yararlı olmayı toksik etkileri ile bizi zehirleyen konular, objeler, mesajlar, insanlar, olaylar haline gelmişlerdir. Belki tek tek hepsi alındıkları anda çok yararlı, güzel, cazip idi... Daha doğrusu öyle zannediyorduk...
Peki, gerekli miydi? O zaman, aldığımız o an lazım mıydı? Bu durumda niye kullanmadık, niye yararlanamadık?
Hayatımızdaki yerli yerince, zamanında, gerekli olduğu anda kullanılmayan her şey tıpkı ihtiyacımız olmayan döküntü ve çöp yığınları gibidirler. Zehirlerler...
Genellikle de yaşamımızın ilk 30 yılı, tüm bu ıvır zıvırları toparlamakla geçer. Hayatımızın geri kalan kısmını ise topladıklarımızı başımızdan atmak için çabalamakla geçiririz. Bunu fark edip, tutum değişikliği yapmazsak, hiç kaçarı yok, hortumun içine girdik demektir. Çıkmamız zorlaşacak. Hayatımızdaki çöpler bizi zehirleyecek. Kokuşmuş buzdolaplarından, yarattığı kötü etkilerden kendimizi korumak için çalışacağız. Yeni ve taze olanlarını almaya görmeye vaktimiz halimiz olamayacak. Daha çok, daha hızlı sarmalına girmiş olacağız.
Yapmayalım bunu!
Bile bile lades çünkü...
Kendiniz, aileniz için daha iyileri, gereklileri, tazeleri seçme becerinizi geliştirin.
Haydi gelin çocuklarımızı böyle yetiştirelim. Öncelik belirlemeyi, hedeflenmeyi, bunlara göre, onlar için gerekli, yararlı şeyler için yaşamayı, planlamayı öğretelim ama önce biz yapalım. Model olalım.
Anlatmamıza gerek kalmasın. Zaten olanı biteni, olması gerektiği gibi görsünler. Buzdolabımız tıka basa doluyken, pis kokular içindeyken, "buzdolabını temizlemenin faydalarını anlatmak" yararsız. Size yapsalar inanır mısınız? İkna olur musunuz? Buzdolabını temiz gösterelim onlara.
İşte size hayatınızı, buzdolabınızı düzenlemek, daha iyileri bulmak ve dolaba koymak için önemli bir anahtar. Nasıl daha iyi dinlenir, öğrenin. Dinlemek inanılmaz zordur. Daha iyi dinleyici olabilmek için;
a- Konuşmayı bırakın.
b- Sorular sorun.
c- Sadece duymak istediklerinizi seçip, yalnızca onlara yoğunlaşmayın, tam dinleyin.
d- Ne söylendiğinden öte, ne anlatılmak istendiğine odaklanın (duyguları yakalayın).
e- Söylenilen şeyin bütününe bakın. Aslında sonuçta ne aktarılıyor? Konuşmanın amacı ne?
Dinleme, bazen söylemekten önemli bir davranıştır. İletişimin en önemli unsurudur.
Etrafınızdaki kişilere sorun bakalım, kaçı "şimdiye kadar kendilerine verilmiş bir tavsiyeyi" hemen hatırlıyor? Pat diye bu sorunuza yanıt verebiliyor? Fazla olduğunu sanmam. Çoğu insan genellikle diğer insanlara verdiği tavsiyeleri hatırlar, çünkü dinlemek, konuşmaktan zordur!
Geçen gün bir müşterimin ofisindeyim. Çok büyük tekstil işi yapıyorlar. Bir satıcısı geldi; müşterisinin oldukça yüklü siparişini almak üzere olduğunu, 90 derecede yıkamaya dayanıklı, falanca malzeme için hangi fiyatı verebileceğini sordu. Patron fiyatı hesaplarken durdu, "Ne iş yapıyorlar? Bu ürünü nerede kullanacaklar?" diye sordu. Satıcı da, "Otomobil üretimi yapan fabrikalarında iş tulumu olarak kullanacaklar." dedi. Patron, "O zaman yağ, kir, pis temizlemek için 90 dereceye dayanıklılık istiyorlar demek ki. Neden teknolojik tekstil malzemesi olan şu materyali düşünmüyorsunuz?" dedi ve iş o andan itibaren bambaşka bir boyut ve ölçeğe, çok daha kazançlı bir şekle dönüştü. Dinlemenin ve sormanın çok somut bir örneği gözlerimin önünde birkaç dakikada gerçekleşti.
Hayat bir buzdolabıdır. İçine gerekli, yerli yerinde, zamanında kullanılabilir şeyler koymak için;
İyi dinleyici, bol sorgulayıcı, buzdolabını, yaşamını düzenleyemeyenlere yardımcı olun, düzenleyemiyorsanız yardım alın...
Çöpler için çalışmayın, sonra da yaşarken ölmeyin!
|