|
Geçen haftadan devam...
*****
Evet, inancım tam! Gün gelecek, yeryüzünün bütün kadınları özgürce avlanacak. Erkek avında değil, ekmek avında koşacak kadınlarım yeniden. Özgürce dalgalanacak sevginin bayrağı, değişecek bu düzen.
Biliyorum, gün gelecek yükselecek sevginin bayrağı gökyüzüne. Kimsenin kimseye düşmanca bakmadığı bir dünya kurulacak, anlamsız üretimler, faydasız koşuşturmalar son bulacak.
Eğitimiyle, sağlığıyla, kültürel ve fiziksel beslenmesiyle herkesin yaşamının, yaşama hakkının güvence altına alınacağı bir dünya öyle çok çok uzaklarda görünmüyor, inanın.
Satmak için değil; yaşamak, yaşatmak, yaşamdan keyif almak için, çevre ile barışık bir üretim ortamını sağlamak için bütün donanımlara sahibiz. Üretmemizin itici gücünün hayatta kalamama korkusu değil, yaşamdan çok daha fazla keyif alma güdüsü olacağı günler öyle uzakta değil!
Bombalar üretmek, ordular beslemek için tüketmeyeceğiz enerjimizi o gün geldiğinde. Reklamlarla, boyalı ambalajlarla birbirimize bir şeyler satma çabasıyla ve burada saymakla sizleri sıkmaktan korktuğum binbir çeşit gereksiz üretim kalemiyle tükettiğimiz enerjimizi, sadece gerçek gereksinimlerimize yönlendirebilsek. Ah bir gerçekleştirebilsek, ne açlık kalacak yeryüzünde, ne sefalet. Ne bu trafik karmaşası, ne de çevre katliamı.
Çalışma saatleri, emeklilik yaşı hızla düşecek. Ah bir silkinebilsek! Doğacak kültürel patlamayla başlarımız dönecek.
Ateşi yakmayı becerebildiğimizden bu yana neleri başarmadık ki biz? Az kaldı dostlarım, az kaldı, birazcık gayret.
Çünkü bitti, çünkü tıkandı, çünkü çürüdü bu anlayış.
Öylesine tıkandı ki; servet ve güç, onu elinde tutanlara bile artık mutluluk getirmiyor. Tutuyor ellerimizi.
Herkesi besleyecek, barındıracak, giydirecek, hepimizin kültürel ve sosyal gereksinimlerini karşılayacak teknolojiye sahip olmamıza rağmen, bu anlayış, şimdilik insanlığın yolunu kesmeye devam ediyor.
Bugün insanlığın ulaştığı üretim gücü, iletişim hızı ve bilimsel patlamaya baktığımızda, üretimin motorunun artık rekabet değil, dayanışma olduğunu artık iyiden iyiye sezinliyoruz. Ama ne var ki, yaşamın her alanında yaşananlar bunu haykırmasına rağmen, bin yılların beyinlerimizde bıraktığı tortular gerçeği algılamamıza engel oluyor.
Evet, rekabet artık daha çok öldürüyor, daha acımasıca yok ediyor. Çünkü can çekişiyor.
Bugün yaşadığımız acılar aldatmasın sizi. Batan bir günün karanlığı bu karanlık. Doğacak yeni bir günün doğum sancısı bu sancı. Her gece bir umut dostlar, umutla haykırın her gece:
“Bu böyle gitmeyecek! Bu anlayış değişecek, ama mutlaka değişecek!”
Yüreğinizde duyun bu sesi, yüreğinizde!
İnanın, böyle büyük yalan söylenmedi insanlık tarihinde, “Böyle gelmiş, böyle gider.”den daha büyük yalan söylenmedi!
Ne böyle geldi bu dünya inanın, ne de böyle gidecek! Gidecek gitmesine ama böyle değil, siz nasıl isterseniz öyle gidecek!
*Bildiğimiz
her başlangıcın bir sonu olduğu
korkutan sonlar değil
bilemediğimiz
neyin başlamakta olduğu
ve en güzeli
coşkusu bilinmeyenin...
Evet bitmedi ama bitecek. Biliyorum! Büyüdüm artık ben anne, biliyorum. Gözlerim görmeyecek evet, ama yüreğim? Dört değil, dört bin açmışım gözlerini yüreğimin çocuklar, görüyorum…
Bilinen sokaklarda bilinmeyene varamazsınız. Bizim haritalarımızı yakın. Zıplayın, çıkın üstüne, ezin bilineni. Korkusuzca uzanın düşlerinize.
Yarın umutta, umut düşte saklı çocuklar; düş kurun. Bıkıp usanmadan her gece sevgi dolu bir dünya düşü kurun. Her şey düşlerle başlıyor canlar, her şey düşlerle başlıyor dostlar, her şey düşlerle...
Sevgi de önce düşte var, nefret de. Nasıl bir dünya istiyorsanız, önce onun düşünü kurun.
Ve oyunlar çocuklar, düş bahçemiz oyunlar... Keşke, çocuklarım keşke, savaş oyunları oynamasaydık keşke! Korkularımıza yenilmeseydik keşke!
Biliyorum, geçmişimizden, deneyimlerimizden biliyorum. Bugün yaşadığımız güzellikleri de çirkinlikleri de önce düşlerimizde yarattık biz. Bizler dedelerimizin hayallerini yaşıyoruz. Onlar hayal edebildikleri için televizyonlarımız, bilgisayarlarımız var, onlar hayal edebildikleri için musluklarımızdan sıcak sular akıyor. Onlar hayal edebildikleri için aya gittik, uçabiliyoruz…
“Mavi, masmavi bir dünyaya niçin uçmayalım?”
Sensiz olmaz diyelim Amerika’ya. Kucak açalım Avrupa’ya, Asya’ya. Sizsiz olmaz diyelim Avusturalyalılara. Haydi koşun diyelim balta girmemiş ormanların Afrikalılarına. El ele verelim kimseyi dışlamadan. İnanalım başaracağımıza, ne olur inanalım. “Keşke”lere tutsak etmeyelim yarınları
Ne olur gelin, güzel bir adım atalım hep birlikte.
Hayal kuralım!
Denizle göğün birleştiği yerde
bekliyor bizi
masmavi bir ülke
ümitle!
yeter ki
sevgiyle açılsın yelkenleri
sarılsın rüzgârlara
ahenkle tekneler
rengârenk…
|